top of page

Yutan Eleman, Müdahale* ve Ölü Anne

  • Yazarın fotoğrafı: İsmail İnan
    İsmail İnan
  • 27 Tem
  • 3 dakikada okunur

Yutan eleman sıfırın çarpma işlemindeki davranışının soyutlanmasıyla bildiğimiz bir kavramdır. Yutan eleman, bir kümede tanımlı ikili bir işlem bakımından, kümenin hangi elemanıyla işleme girerse girsin sonucu kendisine dönüştüren elemandır. Çarpma işleminde bu rolü sıfır üstlenir: Her sayısı için ’dır. Benzer şekilde mantıksal “veya” işleminde olduğundan 1 yutan elemandır. İkili işlem içerisindeki bir diğer elemanın ne olduğundan bağımsız bir sonuç ortaya çıkmaktadır.


Yutan eleman işlemdeki diğer elemandan bağımsızdır. Diğer elemanın özelliğinden geriye bir şey kalmaz, onu yok eder. Kendi karakteri baskındır. İşlemin sonucunda diğer elemanın karakterinden bir şey kalmaz ve sonuç her zaman için yutan karakteri yansıtır. Bu matematiksel ilişkiyi ruhsal alana taşıdığımızda ötekinin görünür kalabilmesinin tek yolunun yutan unsurla özdeşleşmek olduğu düşünülebilir.


Bu noktada iki kavramdan bahsedeceğim. İlki D. W. Winnicott’un ihlal/müdahale (impingement) kavramı. Winnicott’un müdahale kavramı, çevrenin bebeğin kendiliğinden oluşan yaşam çizgisine müdahale ederek onu tepki vermeye zorlamasını anlatır. Çevre (bu yaşamın ilk zamanları için anneyi ifade eder) bu müdahaleler karşısında bebeği korumalı ve onun var oluşunu sürdürmesine yardımcı olmalıdır. Ancak annenin müdahaleci pratiklerinin yoğunlaştığı koşulda çocuğun deneyimlediği nedir? Müdahaleci anne çocuğun kendi kendiliğini geliştirebilmesinin önüne set çeker ve onu kendi parçası olması dışında var olamayacağına ikna eder. Böylece kapsamaz, işgal eder. Bu, annenin geçmiş yaşantıları ve ilişkilenmeleriyle yakından bağlantılı bir yerde durabilir. Bu müdahaleci ilişkinin daha ileri bir biçiminde anne-çocuk ikiliğine üçüncü bir unsurun dahiliyeti de ilişkinin bütünlüğüne yönelik bir tehdit gibi yaşanabilir. Bu dahiliyet, düşlemindeki ideal kendilik ve ideal öteki imajını sarsacaktır. Winnicott annenin müdahalelerinin çocuğun sağlıklı gelişimini ketlediğini ve çocuğun ruhsal anlamda yok olma yolunda hızla ilerlemesine neden olduğunu söyler. Çocuk potansiyelini keşfedeceği ara alanı bulamaz, gelişim süreci sağlıklı ilerlemez.


İlişkili ikinci kavram ise A. Green’in ölü anne (dead mother) kavramıdır. Green ölü anneyle, fiziksel olarak hayatta ve çocuğun yanında olduğu halde, daha önceki canlılığını ve sevgi yatırımını ani biçimde geri çekmiş anneyi tarif eder. Çocuğun tanıdığı anne ortadan kaybolmuş, yerinde açıklanamayan bir ruhsal sessizlik kalmıştır. Annenin geri çektiği sevgisi çocuk için bir felaketi beraberinde getirir. Çocuk için büyük bir boşluk ve anlamsızlık hisleri ortaya çıkar. Green şöyle tarif eder: “O, diri diri gömülmüştü; ancak mezarının kendisi bile ortadan kaybolmuştu. Yerinde açılan o koca boşluk, yalnızlığı dehşet verici kılıyordu; sanki özne, bedeni ve varlığıyla birlikte o boşluğun içine gömülme tehlikesiyle karşı karşıyaydı.” Çocuk bu kayıp karşısında anneyi yamyamsı bir şekilde (in a cannibalistic manner) muhafaza etmek ister çünkü oluşan boşluğun istilasına uğramaktan korku duyar. Ancak bu yoğun özdeşleşmeyle birlikte yalnızca anneyi değil, annenin geri çekilişini ve geride bıraktığı boşluğu da içselleştirir. Böylece onu yutan, yalnızca kaybedilmiş annenin imgesi değil, annenin yokluğunun içeride kalıcı bir mevcudiyete dönüşmesidir.



Böylece yutan annenin iki kutbundan bahsedilebilir. Winnicott’un müdahaleci annesi çocuğu kendi fazlalığıyla yutarken, Green’in ölü annesi onu geride bıraktığı boşlukla yutar. İlkinde çocuk ötekinin aşırı mevcudiyeti altında silinir, ikincisinde ise ötekinin yokluğunu kendi içinde taşımaya mahkum olur. Karşıt gibi görünen bu iki durumda ortak olan çocuğun kendi varoluşunu kurabileceği potansiyel alanın daralmasıdır. Annenin kapsayıcı ve yansıtıcı işlevi her ikisinde de son derece sınırlıdır. Böylece çocuk anlam bulmakta, oyun oynamakta ve potansiyel alanlarını keşfetmekte zorluk çeker.

Bu noktada yutan eleman kavramın İngilizce karşılıkları da (absorbing element ve annihilator) başka bir çağrışım alanı açmaktadır. Absorbing, içine alma, barındırma ve kendi içinde taşıma anlamlarını çağrıştırırken; annihilating, karşısındakinin izini silme ve onu ortadan kaldırma fikrine yaklaşır. Anne bebeği ilk olarak kendi bedeninde taşır; bu ilk yutulma bebeğin yaşaması için gereklidir. Henüz dünyaya tek başına adım atmaya hazır olmayan bebek, annenin bedeni içerisinde korunur, beslenir ve varlığını sürdürür. Doğumdan sonra da bu bedensel içerilmenin ruhsal karşılığı devam eder: Bebek henüz kendi başına taşıyamadığı yaşantılarını annenin varlığı, bakımı ve anlamlandırması aracılığıyla sürdürebilir.


Ancak bebeğin yaşam çizgisi yalnızca içerilmeye değil, zamanla ayrışmaya ve özerkleşmeye yönelir. Anne, çocuğu içinde tutarken onun kendisinden farklı bir varlık olduğunu kabul edebildiği ölçüde bu içerme kapsayıcı niteliğini korur. Buna karşılık annenin aşırı mevcudiyeti çocuğun kendiliğinden hareketlerine yer bırakmadığında ya da ruhsal yokluğu çocuğu geride bıraktığı boşluğun içine çektiğinde, içerme yutmaya dönüşür. Her iki durumda da annenin absorbing işlevinin yerini annihilating karakter alır: Çocuk artık annenin içinde korunmaz; annenin aşırı varlığına ya da yokluğuna indirgenir. Böylece yıkıcı olan, annenin çocuğu içine alması değil, onu kendi içinde farklı ve ayrı bir varlık olarak yaşatamamasıdır.


* impingement kavramı müdahale olarak çevrilmiştir.

 

Yararlanılan Kaynaklar


Green, A. (1986). On Private Madness.

Winnicott D. W. (1960). The theory of the parent-infant relationship. The International journal of psycho-analysis41, 585–595.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page