Kayıp Nesnenin Öznesi: Tatminsizliğin "Öteki" Yüzü
- Berke Taş
- 25 May
- 4 dakikada okunur
Nesne, psikanaliz tarihi boyunca farklı psikanalistlerin bilinçdışının oluşumu ve işleyişini tarif ederken başvurduğu temel kavramlardan biridir. Sigmund Freud, nesnenin her zaman bir kayıp ve yeniden bulma diyalektiği içinde ortaya çıktığını vurgulamıştır (Freud, 2005/1905). Freud’a göre bilinçdışının oluşumu, öznenin yapıtaşında yer alan bir kayba dayanır. Freud, bebeğin ilk libidinal nesnesi olan anne memesiyle ilişkisinde bir kayıp deneyimlediğinden bahseder. Memenin bir Öteki’ne ait olduğunu, dolayısıyla tatmine erişmesinin Öteki’nin varlığına bağlı olduğunu fark eden bebek, nesnenin kendisinde olmadığını deneyimlemesi bağlamında bir kayıpla karşılaşır.
Öznenin yaşamında kaybın Öteki ile ilişkili yönü, Jacques Lacan’ın teorisinde de önemli bir yere sahiptir. Özne daha varlığa gelmeden, Lacan’ın simgesel düzen olarak adlandırdığı dil, kültür ve yasanın belirleyici etkisi altındadır (Fink, 2020). Bebeğin hangi hayallerle dünyaya getirildiği, ebeveynlerinin neyin eksikliğini duyduğu, içine doğulan ailenin dinamikleri gibi pek çok etmen; çocuğun gelişim sürecinde önemli rol oynar. Fakat tüm bunların ötesinde, yapısal olarak belirleyici olan faktörlerden biri, doğumdan itibaren bir Öteki’ne duyulan ihtiyaç ve bağımlılıktır. Öyle ki başlangıçta ihtiyaç üzerinden kurulan denklem, zamanla ihtiyacın ötesinde Öteki’nin sevgisine ve arzusuna yönelik bir talebe ve bununla ilgili bir tatmine dönüşür. Peki bu dönüşümde kaybedilen nedir? Kaybetme deneyiminin yaşanması için, bir şeye sahip olduğumuzu varsaymamız gerekir. Bu ise ancak benliğimizin var olduğuna, bazı şeyleri kontrol edebildiğimize ve ruhsallığımızın içerisi ve dışarısı gibi ayrımlardan oluştuğuna dair bir inanç temelinde mümkün olur.
Benlik oluşumunu iç ve dış arasındaki ilişki bağlamında tartışırken başvurulan temel kavramlardan biri; Freud’un benliğin savunma biçimlerini ele alırken öne sürdüğü, sonrasında Melanie Klein’ın teorisinde de önemli yer tutan yansıtma mekanizmasıdır (Freud, 1911/2023). Klein’a göre bebek; anne memesiyle olan ilişkisinde yaşadığı açlık, kaygı, doyum, rahatsızlık gibi çeşitlilik içeren deneyimlerini iyi ve kötü temsillere dönüştürerek bunu memeye/dışsal bir nesneye yansıtarak benliğini kurmaya başlar (Segal, 2023). Dolayısıyla nesnenin doyuran/aç bırakan, tatmin eden/mahrumiyet yaratan nitelikleri bölünerek, iyi ve kötü temsilleri taşıyan iki ayrı nesneymiş gibi deneyimlenir. Olası bir gelişimsel hat olarak bebek, iyi ve kötü temsillerin aynı nesneyle ilişkili olduğunu fark ederek bunları entegre ettiği bir nesne ilişkisi kurar. Bu farkındalık, bütünlüklü/ideal/mutlak bir tatmin sağlayabilecek nesneye yönelik hayalin kaybedilmesi anlamına gelir. Klein, bu süreçte bebeğin içsel temsilleri ve fantezilerine atıf yaparken; Lacan’a göre kaybın mümkün olmasını sağlayan şey, çocuğun kendisinin temel bakım verenleri aracılığıyla tezahür eden Öteki’nin dili/yasası/arzusuyla karşılaşmasıyla ilintilidir (Lacan, 2020/1956-57). Kendimizi ayrı bir benlik olarak deneyimlemek ve öznelliğimiz çerçevesinde bir arzuya sahip olmak; hayata geldiğimiz andan itibaren bize konuşan, bizden de konuşmamızı bekleyen bir Öteki ile olan karşılaşmalarımız doğrultusunda şekillenir. Bu yönüyle Lacan’a göre bilinçdışı ve fantezi, Öteki’nin bizden ne bekliyor olduğuna dair bir soru ve bu soruya verdiğimiz olası cevapları içeren konumlarımız temelinde kurulur (Fink, 2020). Bu soruyu sorabilmek, başlı başına bir kaybı içinde taşır, çünkü dille birlikte inşa edilen talep ve arzu dinamiği hep bir eksiğin etrafında döner. Konuşmaya ve bu şekilde talebimizi Öteki’ne iletmeye başladığımız süreçle birlikte; bedensel varlığımıza ilişkin bir tatminden de feragat etmek durumunda kalırız. Böylece toplumsalın ve Öteki’nin kurallarının alanında kendine bir yer bulan özne, ancak bir sınırla birlikte arzulayabilir ve tatmine bir ölçüde erişebilir.
Bununla beraber Freud, Cinsellik Üzerine Üç Deneme adlı metninde şu şekilde belirtir: “kişi, bir zamanlar deneyimlediği bir tatmini yaşamı boyunca bırakmak istemez” (Freud, 2005/1905). Bu bağlamda özne, her ne kadar yasa çerçevesinde temeldeki bütünleşmeye yönelik hayalini bastırsa da, bu bastırmayla açığa çıkan kayıp ve eksiği doldurabileceğini varsaydığı ikame tatmin nesnelerine yönelir. Bu yöneliş, öznenin yaşamı boyunca açığa çıkan semptomlarında yankılanır. Öte yandan semptomlar, öznenin içinde bulunduğu tarihsel ve toplumsal koşulların etkisi çerçevesinde açığa çıkar. Örneğin güncel araştırmalar, madde bağımlılığı yaygınlık oranının yıllar içinde dünya çapında anlamlı ölçüde arttığını göstermektedir (Shen et al., 2023). Bağımlılık semptomundaki artış, günümüz koşullarında öznenin tüketim kültürü ve kapitalist toplumsal ilişkilerin etkisiyle biçimlenmesi çerçevesinde yorumlanabilir (Vanheule, 2016). Todd McGowan’a göre (2024), kaybın sıradaki nesne ile telafi edilebileceği hayali ve buna yönelik vaat, kapitalist üretim ilişkilerinin temel dayanaklarından biridir. Böyle bir yapı; kaybın ve eksiğin yapısal olarak kaçınılmaz oluşunu ve bunun öznelliğin ortaya çıkabilmesi için gerekli olduğunu inkar eder. Belki emek ve zaman gerektiren, bir yönüyle de insanın öznelliğini farklı yönlerden besleyebilecek bir problemi; yaratıcı ve kendine has yollarla aşmaya çalışmak yerine hızlıca bir araç/nesne ile çözmeye çalışmak, güncel semptomların temel dinamiklerinden biridir. Benzer biçimde, global bağlamda siyasal yapıların gittikçe simgesel yasayı, kaybı ve eksiği inkar eden otoriter oluşumlara dönüşmesi; sınırın ötesiyle ilişkili fantezilere dayanan tatminin artık doğrudan eyleme geçerek erişilmeye çalışılması olarak yorumlanabilir. Bu yönüyle nesne ilişkisi, simgesel yasanın inkar edilmesi kapsamında; gerçek bir nesneye/statüye/konuma sahip olarak imgesel bir tatmine erişme alanı olarak inşa edilir. Öznenin, tüketim baskısı altında, zevk almadığında/nesneye sahip olmadığında suçlu hissetmeye başladığı böyle bir dönemde; Freud’un da vurgusu kapsamında, kayıp ve eksiğin insan toplumsallığının, üretim ve yaratım faaliyetinin merkezinde yer aldığını hatırlamak önemli.
Yararlanılan Kaynaklar
Fink, B. (2020). Lacancı özne: Dil ve jouissance arasında (K. Güleç, Çev.). Encore Yayınları.
Freud, S. (2005). Cinsellik teorisi üzerine üç deneme (A. B. Özcan, Çev.). Payel Yayınları. (Orijinal eser 1905'te yayınlanmıştır)
Freud, S. (2023). Schreber vakası (M. B. Büyükkal & S. M. Tura, Çev.). S. M. Tura (Ed.), Narsizm üzerine ve Schreber vakası içinde (ss. Sayfa aralığı). Metis Yayınları. (Orijinal eserin yayım tarihi 1911)
Lacan, J. (2020). The seminar of Jacques Lacan, book IV: Object relations (1956–1957) (J.-A. Miller, Ed.; A. R. Price, Trans.). Polity Press.
McGowan, T. (2024). Kapitalizmin ruhsal bedeli nedir? (İ. Doğangün, Çev.). Axis Yayınları.
Segal, H. (2023). Melanie Klein'ın çalışmasına giriş (M. T. Sivri, Çev.). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Orijinal yayın tarihi 1964)
Shen, J., Hua, G., Li, C., Liu, S., Liu, L., & Jiao, J. (2023). Prevalence, incidence, deaths, and disability-adjusted life-years of drug use disorders for 204 countries and territories during the past 30 years. Asian Journal of Psychiatry, 86, 103677. https://doi.org/10.1016/j.ajp.2023.103677
Vanheule, S. (2016). Capitalist discourse, subjectivity and Lacanian psychoanalysis. Frontiers in Psychology, 7, Makale 1948. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2016.01948


Yorumlar